Bugun...


Muzaffer ORUÇOĞLU


Tarih: 04.09.2015 16:58:48


Türk savaş kurmayı, Kuzey Kürdistan'da dağ toplarını, obüsleri yavaş yavaş konuşturmaya başlıyor. Seçimlerden önce, bir savaş hazırlığına işaret etmiştik. Mevcut durumun, savaşı yaygınlaştırıp yaygınlaştırmayacağına dair kesin bir şey söyleyemiyoruz. Şu anda Kürt Ulusunun ve direniş güçlerinin kahhar çoğunluğu bir savaştan yana değil. Ateşkes, alan hakimiyetini Kürtler lehine güçlendirdi. Türk egemen sınıflarının şahin kanadı, bu durumdan ciddi bir şekilde rahatsız oldu; Kuzeydeki direniş güçlerinin, Rojava ve Şengal'de güçlenmesiyle birlikte, Türk Egemen sınıflarının şahin kanadı, nisbeten güç topladı ve devleti harekete geçirdi. Gelgelelim ki, Türk egemenleri dünyasında genel kanı, topyekün bir savaşın, -Kürt alan hakimiyetinin ve direniş ordusunun gücü, dünya kamuoyunun sempatisi ve batı desteği dolayısıyla- başarıyla sonuçlanmayacağı yönündedir. Devlet, şu anda Kürdistan'da tahkimatı güçlendirme ve mevzi saldırılarla muhasım yayılışı sınırlandırma taktiğini izliyor.
 
Kürt direniş cephesinin, ateşkesi tek yönlü bozma, ve barajlar dahil, sivil kuruluşları hedef alma politikasından uzak durması gerekiyor. Türk ordusunun ilerleyişi karşısında, askeri hedeflerle sınırlı kalan bir aktif savunma taktiği, bir Vietnam taktiği izlemesi gerekiyor. Tüm Kürtlerin ve her milliyetten tutarlı demokratların, aydınların, kuruluşların da direniş güçlerine, "çözüm için silahlarınızı bırakın, gelin anlaşın," yollu çağrılar yapmalarından uzak durmaları gerekiyor. 
 
Yeryüzünde hiçbir ulus, bir başka ulusun kendini savunma araçlarından vazgeçmesi, yani tek taraflı olarak silahsızlanması talebinde bulunma hakkına sahip değildir. Eğer bir silah bırakma işinden, silahsızlanmadan söz edeceksek, bütün ulusların silahsızlanmasından sözedebiliriz ancak. Bunun içindir ki hiçbir ulus, kölelik boyunduruğuna vurulmuş Kürt Ulusu'nun, boyundurukçu Türk, Arap ve Fars devletleri karşısında silahsızlanma talebinde bulunma hakkına sahip değildir.
 
HDP, bir barış partisidir. Silahsızlanma konusunda kendisine yönelecek sorulara vereceği cevap da açıktır: "Ben, yeryüzünde tek bir ulusun, ezilen bir ulusun silahsızlanmasını talep etme hakkına sahip değilim. Ben, gerçek bir barış partisiyim ve gerçek bir barıştan, yeryüzündeki tüm ulusların silahsızlanmasından geçecek olan bir batıştan yanayım."
 
Arenada iki gladyatör döğüşüyor. Birisi, kralın gladyatörüdür. Dev cüsselidir, zırhlıdır ve güçlü silahlarla mücehhezdir. Diğeri köledir, 'zaif ü nizar'dır, çıplaktır ve tek bir bıçakla kaçak döğüşmektedir. Kralın gladyatörü, kaçak döğüşen muhasımına sık sık şunu demektedir:
 
"SİLAHINI BIRAK, GEL BARIŞALIM."
Hiç kimse, kaçak döğüşen köleye, "silahını bırak, seni asırlardır ezen efendinle barış," deme hakkına sahip değildir. Barış adına, böylesi bir hakkı kendinde görenler, gerçek ve kalıcı bir barışa giden yolu tıkadıklarının, kölelik sistemini dolaylı bir tarzda desteklediklerinin farkındalar mı acaba?


Bu yazı 429 defa okunmuştur.

YORUMLAR

YAZARLAR
EN ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HAVA DURUMU (İSTANBUL)
İSTANBUL
ANKET
FOTO GALERİ Yapay Çiçek
REKLAM VE SPONSOR ALANI
YUKARI